Salıncakta sallanmak gibiydi yanında olmak.
Gözlerimi karartıyorsun, mutluluktan gülümseyemiyorum bile.
Yavaş çekimde, şeffaf noktalar var her yerde..
Sonra birden
Anlarım.
Güneş gözüme çok dik vurduğunda mesela..
Beyaz oluyor ya her yer.
+Dur!
O zaman anlarım.
Saçma.
-Ne oldu? Çok mu hızlı salladım?
Amaçsız.
Hatta..
+Dur dedim!
Gereksiz, çünkü
Ne kadar yükseğe çıkarsan çık
Salıncakta sallanmayı durdurduğunda,
+Benim..Gitmem gerek..
Başladığın yerdesindir.
08 Temmuz, 2009
27 Haziran, 2009
Yanındayken saat takmak hoşuma gitmiyor.
Hayır,
Yan yanayken zaman kavramının yok olmasını istememden
veya
Beraber geçireceğimiz yaşamın bir saniyesi daha uçtu diye üzülmekten değil.
sadece
Bileğimden tutmanı istiyorum.
Saat varken, acıtıyor da.
26 Haziran, 2009
Limon sıkıldı dedim.
Limonata mı olmamı istiyorsun?
Şekerin olmak istiyorum dedi.
Ama dedim, kaşık?
Kaşık olmayınca
birbirleri içinde çözünemezler ki..
Şarkılarımız dedi,
Kaşığımız şarkılarımız olur o halde.
23 Haziran, 2009
‘Açıkcası’ lafını çok fazla kullanıyor.
Ayak parmaklarıyla halıda küçük daireler çiziyor.
Ne zaman kendinden bahsetse fark etmeden kulağına dokunuyor.
Sürekli tırnaklarındaki ojeleri kazıyor.
-bir bardak daha alır mısın?
*hayır, teşekkürler.
Vurguları hep cümlenin sonuna saklıyor.
Genellemelerden kaçınıyor.
Göz temasından hoşlanmıyor.
ve..
-ne desem bir şey değiştiremeyeceğim değil mi? Gideceksin?
*açıkcası (kulağıma dokunarak vurgulu bir şekilde) EVET.
21 Haziran, 2009
Biraz daha sıkı bağladım saçlarımı.
Açılmasından korkar gibi.
Aslında korkmazdım.
Sadece, sıkı olması hoşuna giderdi.
Bunu birkaç kez dile getirdi.
Anlamaz gibi baktım yüzüne.
Ama anlardım,
Sadece, yüzüne bakmak hoşuma giderdi.
Bunu birkaç kez dile getirdim.
Yalnızca anlamazmış gibi baktığın zaman yüzüme dedi,
O zaman bütünmüşüz gibime geliyor.