İkisinin de bulunamayacağı o yerde buluştular yine.
Kız geç kalmıştı.
Saçlarındaki yağmur sularını oğlana sıçrattı.
Oğlan gülümsedi. Yana kayıp eliyle oraya gelmesini işaret etti.
+hayır yüzlerimiz paralel olmalı. dedi kız.
Oğlanın tam karşısına oturup bağdaş kurdu.
-ıslanmışsın.
+daha romantik olacağını düşündüm.
Birbirlerinin yüzlerini incelediler –en ufak detayları ezberlemeye çalışırlarmış gibi.
Bu, saatler sürdü.
-zor olan ne?
+alnına düşen saçını elimle hiç geriye atamayacak olmam.
Oğlan kafasını öne eğdi, kızın elini tuttu, alnına düşen saçına götürdü elini. Geriye attı.
-aşamayacağımız bir şey değilmiş.
Sırıttılar.
Bu, saatler sürdü.
-güzel olan tarafı ne?
+kekin kokusunun, tadından daha lezzetli olması gibi bu.
Kokusunu içine çekerek, kolayca yemekten vazgeçebilirsin.
Oğlan yaklaştı.
Kız duraksadı.
Oğlan yaklaştı.
Kız yaklaştı.
..A kiss could’ve kill me,
If it were not for the..
Hızlıca yataktan kalkarak aceleyle perdeyi kapatıp ışığın girmesini engelledi.
Hemen yatağa dönüp gözlerini kapattı.
Oğlan bıraktığı yerde, bıraktığı şekilde oturuyordu.
-gittin sandım.
+vedalaşmadan olmazdı.
Sonra sarıldılar.
Şarkı bitene kadar, 6 dakika 10 saniye.
-otobüste görüşürüz.
+yine farketmeyeceksin ki beni.
-şemsiyeni..yanına alma.
Yavaşca doğruldu yatağında.
Buna alışıktı çoktandır. Onunla vedalaşmadan evden çıkamazdı.
Dışarıya baktı. Hava kapanmıştı.
Eli şemsiyesine gitti, ama almadan kapıyı çekip çıktı.
Durak kalabalıktı.
Herzamanki yerinde duruyordu o,
ayağının ucuyla yerdeki taşlara ufak tekmeler atıyordu.
Her zamanki gibi.
Kız içini çekerek beklemeye başladı.
Burnuna bir damla düştü. Kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı.
Gülümsedi. Gözlerini kapattı.
Eğer damlalar birden kesilmeseydi, sonsuza kadar öyle kalabilirdi.
Gözlerini açtı.
..If it were not for the..rain..
Bir şemsiye tepesinde ve o..
Kek..kokuyordu..
Bu ana aylardır hazırdı zaten.
-ıslanmışsınız.
+daha romantik olacağını düşündüm.
6 dakika 10 saniye sonra.
Birlikte otobüse bindiler.
15 Kasım, 2009
17 Ekim, 2009
cevap.
+şuanda çok eğlendiğimi sanıyor olmalısın.
-açıkcası, evet. Uzaktan bakınca öyle görünüyor. Hiç canın yanmamış gibi. Sen hep mutlusun zaten. Her seferinde devam edebildin.
+halbuki uzaktan baktığın için canım yanmıştı. Yine uzaktan baktığın için, bunu göremedin. Ben seninle ilgili şeyleri artık kimseyle paylaşmıyorum. Bu mu beni mutlu kılan?
-benim seni sevdiğim kadar sevmemişsin beni. Onu anladım sadece.
+çok klişe.
-yapacak bir şey yok.
+sana bir keresinde aramızdaki farkı anlatmıştım/yazmıştım. Ama dikkatlice dinlemedin/okumadın.
-yazdığın/söylediğin şeyler ile seni özdeşleştiremememden kaynaklanıyor bu.
+hayır, herşey istemekle alakalı. Biliyor musun, hiç doğru değildi. Hiç. Öyle hissetmem.. doğru olsaydı, kaçmak için bu kadar çabalamazdın.
-kaçmadım hiç. Hep orda durdum. Bekledim ben.
+ ‘orda’ değil. Başka bir ‘yerde’. Böylece kaçtığını düşünmemi sağladın. Bunu bilinçli yapıp yapmadığını düşündüm .
-beni bulmaya çalışman, beklemeyi bitirebilirdi.
+neden “sen “ biliyor musun? Ah, bilmiyorum. Bak bunu da çok sorguladım.
-hala 2 şeker mi?
+bunu hatırladığını bilmemi sağlasaydın mesela, farklı olabilirdi.
-yapma. Biz çok farklıyız.
+bahane.
-emin değilim.
+uzaktayken çok uzaksın. Haddinden fazla. Senin böyle bir hastalığın var işte. Buldum.
-ışık kapalıydı sadece. Gözlerinin karanlığa alışmasını bekleyemedin.
+kes şunu.
-bu, durdurulamaz.
+kendimi suçlamadığımı sanıyorsun.
-biliyorum.
+yeterli değil.
-söyle.
+seni en iyi anlayanın ben olduğumu söylemiştin.
-sana ne kadar az şey söylemişim.
+bunu bile bile sorun çıkartmaya heveslendim. İnanılmaz bir boşluk bırakıyor insanın içinde.bastırsan.içine göçecek gibi.
-güzel. Devam et.
+beni konuşturmaya çalışmaktan vazgeç. Sen istemesen de konuşurum. Kaç oldu?
-%63
+iyi bir oran.
-%51’deyken sinemadaydık.
+evet. Uçan kafalar. Kopan gözler.
-çocuklar.
+unuttum.
-belli oluyor.
+bu tişört yeni mi?
-saçlarını mı kestirdin?
+gidiyorum.
-bunu ikimiz de biliyoruz.
+biz aslında berbattık.
-sıradanlıktan iyidir.
+hayır. Sıradanlık iyidir.
-bunu sen mi diyorsun?
+şarkıları silmemin bununla ne alakası var anlayamadım.
-ben silmem de.
+bu da yeterince acı çekmediğini kanıtlıyor.
-belki de, acı çekme yöntemlerimiz farklıdır.
+bu iyiydi.
-bencil isteklerim var. Söylemiştim.
+nasılsın?
-saçmalama.
+yorganın altındayken, bana yazdığın mesajları okumayı severdim.
-basitce. Takıldığın şeyler yani.
+olabilir.
-iyiyim.
+umurumda sanki.
-değil mi? Kötüyüm o zaman.
+hah. Bu güzel. Sen çok yoğunsun, kötü olman mümkün mü.
-bu tempoda sana yer yok. Doğru.
+yapma. Benim tempomda sana koca bir oda vermiştim. Hatırlasana.
-bundan hiç bahsetmedin.
+bu kötü oldu.
-gitmen gerek.
+evet. bu, istediğim birşey.
-herşey istemekle alakalı. Sen demiştin.
+uydurma. Öyle birşey demedim.
-karşıma çıkmaman lazım. Bunu köprüde demiştin. 10 yıl sonra. Sakın çıkma karşıma.
+düşünüyorum da çok az anımız var.
-elele yürürken yan cafe’den ‘en çok seni’ çalması gayet güzel bir anıydı.
+tamam. Bu mümkün.
-anılar acı verir. Bu bir ipucuydu.
+hayır şarkıları silmiyorsun. Yöntemin bu değil.
-çok konuştun.
+hiç benim fotoğrafımı çekmiş miydin o gün?
-1 kez.
+o filmi tab ettirdiğinde, deli gibi üzülmeni istemiştim.
-kullanmıyorum.
+neyse.
-seni sevmedim.
+hep bildim.
-her hareketin battı.
+özür dilerim.
-gitmeni istedim. Bitsin istedim.
+biliyorum.
-yeterince açığım.
+bitirmeye bile layık görmemenden anlamıştım.
-ne yani?
+son sözlerimizi, söyleyemedik diyorum.
-ben seni yolda görsem mesela selam vermem.
+kötü bitmesin demiştin üstelik.
-olamadı. Olduramadık.
+sorun değil.
-sorun.
+biliyorum.
-bişey bildiğin yok.
+öyle olsun.
-madem herşeyi onaylıyorsun, burda işin ne?
+bunu sormanı yasaklıyorum. Yüzüne söyleyemem.
-deli gibi merak etmiyorum.
+benim hiç tökezlemeden devam ettiğimi sanmanı istemedim. Bil istedim. Anlayacağını pek sanmıyorum ama. Bunu senin için yaptığımı falan da sanma. Vicdanımla benim aramda tamamen.
-ben ise bayadır yalan söylüyorum.
+bunu yapma. Böyle düşünmeyi istedim.
Şimdi susmanı istiyorum.
Sessiz-
Ce.
Evet.
Gittin.
Ben de
Gidiyorum.
12 Eylül, 2009
X: Olasılık gerçekten de düşük düşünsene. Türkiye’de 30 milyon erkek var. Yaşça uygun olanları 5 milyonunu oluştursa, esmerleri ve metalcileri de elersek 2 milyon. İlk adım olarak benim şehrimde olsun bunlar. 500 erkek. Ve bunlardan sadece birine aşık olabilirim. Olasılık 1/500. ve o erkeğin bana aşık olma olasılığı sarışınları ve metalcileri elerse 1/500. birbirimizi bulma olasılığımız bence 1/250000. oldukça makul. Evet.
Y: Bunu yapmaya bayılıyorsun değil mi? Her şeyi somutlaştırmaya çalışmak?
X: Alakası yok. Ama yine de bu benim iyimser yaklaşımım. Biliyorsun, dereotu sevenleri elemedim.
Y: böyle düşünürsen, onu asla bulamazsın. Şuan bu durakta belki de yanında bile duruyor olabilir.
X: Ya daaa.. Beni şuan lafa tuttuğun için kahve içmeden işe gidemeyeceğim için, illa ki dükkana uğrayacağım ve mecburen bir sonraki otobüse bineceğim ama O aslında bir önceki kaçırdığım otobüste olacağı için tüm olasılıkları altüst ediyorsun şuan. Şansımı tamamen kaçırı..
(çarptı. bir adam. gömlek.. giyiyor. kumral. ela gözleri var. güneşe çıktığında ya da zeytin yeşili tişört giydiğinde o rengin yeşile döndüğüne bahse girilebilir. hiç ağlar mı acaba? bir de..gömlek. oldukça..)
Z: pardon. Benim suçum. Dikkatsizdim.
X: ah, hayır. Ben arkadaşıma..yani..benim suçum..çünkü..olasılıklar bahsediyordum..benim en sevdiğim kahve zencefilli mesela..görmedim sizi..evet…olasılıklar..öyle işte..
(güldü.garip biçimde parladı gözleri.gömlek..gerçekten şık.)
Z: Heyecanla konuşurken benim gibi işine geç kalmış bir adamın ayağını çiğneme olasılığı mı?
X: Kı..Kısmen..evet..öyle. ben de geç kaldım..yani..
Z: yüzde kaç? yedi falan?
X: Hayır. Bir bölü ikiyüzellibin.
(ve tam da bu konuyu konuşurken olayın gerçekleşmesi ihtimali 1/250.000 x 1/250.000 )
Z: çok..küçük ihtimaller de gerçek olabilir. Unutma.
(mırıldanmak lazım tam burada. durması için yani. çünkü öylesine bir cümleydi deminki. lafı geçiştirmek için söyledi. noktaları ve virgülleri üzerinde düşünülmemiş bir cümle. kahvesi oldu çünkü. Gidecek birazdan.)
X: Görüşmek üzere deriz hep. Ama genelde bunlar son görüşlerdir. Tuhaf.
(döndü. duyma ihtimali de vardı tabi ki. %4. kaşları kalktı yukarı. şaşırdı belli ki.)
Z: Ve benim, bunu duyma ihtimalimi kafasından sayılarla hesaplayan biriyle karşılaşma ihtimalim?
(gülümsemesi..şey gibi..en sevdiğim şey gibi mesela..zencefil gibi..fısıldamak lazım..bekliyor çünkü. gitmemek için..)
X: lütfen. seni hergün görebilir miyim?
( pekala. şimdi yavaşça arkanı dönüp uzaklaşacaksın. yaşanmamış gibi, bilirsin.)
Z: lütfen. hergün işe geç kalabilir misin?
(benim gülümsemem..zekice değildi aslında. yine de“bir oğlanın içinde evreni bulmuş” gibiydim)
29 Temmuz, 2009
24.07.09
Bu kez her şeyin kötü gitmesi hoşuma bile gidiyor.
Sana yalan söylemiyeceğim, acı çekmenin güzel yanı hissedebiliyor olduğunu gözüne gözüne sokan, kulak kepçenden küçük ayak parmağının tırnağına kadar durmadan batan küçük kıymıklardır.
Duyarsızlaşmanın başlamasından hemen önce düşündüğüm şey manasızlıktı. Hakikaten uğraştım. Hem de çok fazla. Bu dediklerim sadece lafta kalmasın, depresif yazmak için yazmak olmasın diye engel olmaya çok çalıştım. Sonra anlamak için harcadığım o çabalar..Yo, belirli bir şey üzerine değil. Genel itibariyle girdiğim bir mücadele bu. Sadece etraftaki cırcırböceklerinin susmasıyla yaprakların sallanırken çıkarttığı sesi daha rahat duyabilmek gibi. Hah sonunda diyerek arkana yaslanıp gözlerini yummak gibi. Sessizliğin en güzel melodi olduğunu düşünerek uyuyakalmak gibi. Her şey durunca birkaç saniyeliğine, düşünmek için zamanın oluyor bilirsin. Ne yaptığını değil de ne yapacağını mesela. Şu sıralar tek kaygım gelecek olsa da, aslında tek derdim acıyı daha da tatmak için kıymıklara daha sert bastırmak. Neden ama? Yani, mazoşist miyim ben? Ya da mazoşistlik sadece fiziksel acıyla mı sınırlıdır? Bu kadar kalıplara dökme isteği de yok pek içimde. Neyse ne, hoşuma gidiyor ve devam edeceğim..
29.07.09
Bir şekilde karar vermenin önemini kavradım. Karar zerre kadar umurumda değil, yine kendimi düşünüyorum. İçim çok rahat şuan. Mutluyum da ucundan biraz. İyi bir şey bu tabi. Kararımı verdim. Önümdeki 1 sene çok güzel olacak, ruhen de hazırladım kendimi. İnsanlara daha yüksekleri hedeflediğimi anlatırken çok zorlandım bu bir haftada. Herkes o kadar uyuşmuş ki, “sonuca varmak” için o kadar acele ediyorlar ki, hayatlarını düşünmeden eski gelen ayakkabıyı kapıcının kızına verir gibi düzene hediye ediyorlar. Ve işin kötüsü, şuan hepsi sağır ve kendimi zaten çoktan beyinleri yıkanmış insanlara neyin doğru neyin yanlış olduğunu düşünmeleri için yalvarırken görüyorum. İyi bir şey değil. Vazgeçtim bugün. Kimi görsem susuyorum. “hıhı, tabi, öyle, evet” kelimeleriyle döşenmiş cümleleri bırakıp gidiyorum kucaklarına. Hiç “ama, hayır, yanlış, doğru, bence,” kelimelerini kullanmadım mesela. Umurumda değil. Olmaması ilk kez de hoşuma gitti yani. Ben rahatım. Kafamda hallettim. Sonra bu eylemlerimden tamamen bağımsız olarak dolaptaki fotoğrafı çıkarttım, uzun süre bakarak sırıttım. Evet evet, güzel olacak.
Gönderen merve limon. zaman: 22:20 0 yorum
Etiketler: genellemek, uzun
08 Temmuz, 2009
'K. ve G.' için.
*3 milyon 250 bin
dedi kasadaki kız.
Ceplerini karıştırdı, bozuk parası olmadığını hatırladı. Her insan gibi para bozdurmaktan ne kadar nefret ettiğini düşünerek bir 10’luk uzattı kıza.
*Bozuk yok muydu?
Hayır seni koca memeli, iki ön dişinin arasında kahvaltıda yediği zeytinin kanıtı taşıyan beyinsiz, bozuğum var hatta tahmin et ne? Ceplerim bozuk dolu, külotuma kadar ama ben muhtelif zamanlarda 10luk bozdurmak için kantinlerde takılırım bundan zevk alıyorum da.
+Hayır yok, üzgünüm.
İnsanların adları söylendiğinde verdiği tepkiler hep dikkatini çekmiştir. Kendisininkini de görebilmek isterdi o an. Adı anons ediliyordu. Kızın verdiği para üstünü saymadan fişiyle birlikte cebine sokuşturarak aceleyle gitmesi gereken yere doğru koşmaya başladı. Önündeki abartılı sarı tokalı kıza omuz atmak istememişti aslında.
-Dikkat etsene!
Hayır..bu sadece filmlerde olur bilirsin. Acelen varken kıza çarparsın, 2 saniye bakışırsınız ve bingo! O kız varya hani, işte onu bulmuşsundur değil mi seni mal. Keşke kitapları dağılsaydı değil mi?
+çok çok özür dilerim..benim acelem var da..
-Evet çünkü hiç çaktırmıyorsun! Gerizekalı..
+bak..gitmem gerek..
…
Kalabalık kelimesinin ilk kez bu kadar somutlaştığını görüyor.
Etrafına bakıyor, öğrenciden çok veli dolu sanki.
Bir görevli arıyor gözleri, listeye ulaşamayacak kadar salak olduğunu hissediyor çünkü.
Birden herkes her şey akmaya başlıyor, okulun kapıları dev bir canlının ağzıymışcasına içine çekiyor herkesi..yapacak bir şeyi olmadığı için o da çekime göz yumuyor.
Birkaç dakika hiçbir tanıdık görüntü olmuyor etrafında.
Sonra..
Sarı abartılı toka!
Neden olduğunu bilmeden takip ediyor kızı. Hala kafasında ‘filmlerde de böyledir bilirsin’ kelimeleriyle.
Kızın girdiği sınıfa giriyor.
Gözgöze geliyorlar, kız hızla kafasını çevirip yerine oturuyor.
Kızın yanına yaklaşıp en yavşak haliyle:
+ üzgünüm, sana çarptığım ve beni oyaladığın için hangi sınıfa ait olduğumu duyamadım. O yüzden nerden öğrenebilirim diye sana sormam gerektiğini düşündüm.
-Kapıda listeler asılı dahi.
+evet..mantıklı..
…
2 yıl olmuştu.
2 yıldır dersten en kopuk olduğu günlerin, onun abartılı sarı tokayı taktığı günler olduğunu fark etti..
2 yıldır tam önünde duran bu tokanın her desenini her çıkıntısını ezberlemişti.
2 yıldır tam önünde duran kafanın bir şeyi anlamadığında kendine özgü yana eğilişini ezberlemişti.
2 yıldır tam önünde duran saçların hangi tellerinin güneşin hangi saatinde hangi tonlara büründüğünü ezberlemişti.
2 yıldır tam önünde duran…
-Hey, sana seslendim.
+Hı?
-Yedek kalemin var mı?
Ve kız gülümser..Filmlerdeki gibi, bilirsin.
…
Çalar saatin keskin sesiyle, ona sarılmayı bırakır.
Yine tüm gece onu ne kadar sevdiğini fısıldamıştır kulağına.
Tüm gece.
Durmadan.
O kadar gerçektir ki bazı zamanlar sınıfa girdiğinde ondan tepki bekler, dün geceyi nasıl hatırlayamadığını merak eder.
O kadar gerçektir ki çoğu zaman kapının tokmağında asılı bir sarı toka arar gözleri.
…
Küçük tepkileri analiz ediyor.
Kalemin arkasındaki diz işlerini.
Kulağının arkasına attığı saçlarını.
Kaleminin ucunu yavaşca kulağının ucuna değdirmesini.
Daha başka..
Daha başka tepkiler..
Mesela İstanbul gezisinde akşam sahilin kenarında otururken verdiği tepkiler daha işe yarar.
Mesela sen ona çok güzelsin demiştin.
Sadece teşekkür etmişti.
Bir de gülümsemişti, filmlerdeki gibi.
Mesela sen onun elini tutmuştun.
3 saniye öyle kalmıştı, sonra bahane bulup elini çekmişti.
Mesela sen ‘daha nasıl ifade edebilirim’ demiştin ona.
O da sana ‘efendim? Neyi?’ demişti.
‘yok bir şey’ diyip, uzaklaştığını hatırlıyorsundur sanırım.
3 ay boyunca aranızda tek bir diyaloğun bile geçmemesini.
…
Onu bir daha hayatı boyunca ne zaman göreceğini düşünürken, kravatını daha sıkı bağladı.
Takım elbise ilk defa saçma bir nedenle giyilmiyordu.
Ya da belki de saçma.
Herneyse.
Mezuniyet..
Çok güzel olabilirdi.
Filmlerdeki gibi, ama..
…
Yanına biri yaklaştı.
Somon renkli uçan kumaş burnunu gıdıkladı.
Sonra kız gülümsedi.
Filmlerdeki gibi.
…
Ve kadehler kalktığında,
Elinde bir sıcaklık hissetti, hani tanıdık gibi gelir ama çok yabancıdır.
O an o kadar yabancı gelmesinin nedeni, gerçek olabilme ihtimalinin sıfır olmasıdır.
Elini tutan elleri,
Sürekli rüyasında tuttuğu elden,
Daha yumuşaktır, bilirsin.
Gözlerini kaparsın.
…
Sonraki günler sorup durdu kendine, başka hiç bir şey sormadı sadece bunu sordu.
Çünkü tepkisini analiz etmişti.
Kız onun elini tutmuştu.
Bu..
Yumuşacık..
Sonra aklına gelen tek kelime bu.
Yumuşacık..
‘neden yaptı?’
…
Sınfca katılacağınız şu piknik var ya,
Hani bisiklet sürüp, doğa turları yapacağınız..
O da gelir mi dersin?
Sonra rüzgar eser saat 13.00’dür ve parmaklarını açık çikolata rengi saçlarından geçirirsin,
Ve
“Seni seviyorum.” Dersin.
O da,
Gülümser.
Filmlerdeki gibi..
…
Arkada keman sesleri duyuyor olduğuna yemin edebilirdi.
Saçlarında 6 aydır görmediği sarı tokayı gördüğünde..
Ve hiç değişmemiş gibi değildi hiçbirşey.
Aslında demek istediği, bir şeyler değişmişti.
Değişik bakıyordu sanki biraz.
Sonra bisikletini onunkinin yanında durdurdu.
-yarışa ne dersin?
…
Her şey ağır çekim oldu.
Kafasını arkaya çevirip, ona galibiyet gülücükleri atarken tabiî ki de önündeki devrilmiş odunumsu şeyleri görmemişti.
Aslında onu uyarabilirdi.
Ama yapamadı..
Sadece..şey..sarı toka..onu hiç rüzgarda görmemişti.
Tüyleri uçuşuyordu..büyüleyici..
Ve toka bisikletle dengesini yitirdi, milyonuncu taklasını attığında..
Tanrıya şükür durmuştu.
…
Yerinden kalkması için elinden tutabilirdi.
Ama onun yerine belinden tuttu, zor olacağını düşünmüştü ama çok rahat onu kucağına aldı.
Saat 16:00’da, kızın saçlarını ,çizik dolu yüzüne düşen koyu kumral renkli saçlarını eliyle kızın kulağının arkasına attı.
Kız gözlerini kapattı.
O, dakikalar boyunca sadece kızın yüzünü inceledi.
Kolunu acıtan şeyin ne olduğunu biliyordu, deseninin nasıl olduğunu, her şeyini..
+seni seviyorum.
Kız gözlerini açtı.
-oha, ben de!
Ve güldüler.
9 dakika boyunca kahkahalarla güldüler.
Filmlerdeki gibi..